Zamanın İçinde Günlerden Bir Gün

Değişim rüzgarlarının bir oradan bir buraya amaçsızca estiği günlerden bir gün, yaşam her zamanki gibi devam ediyordu. Neyse ki yönü belirsiz bu rüzgarın uğultusuna kulak vermiş birileri vardı. Bu birileri ki etraflarında dönüp dolaşan rüzgarın gidişini ve gelişini sessizce gözlemliyor; rüzgardan dolayı dalından koptu kopacak yaprakların dansını izliyorlardı.


Bir seneden fazladır korona virüs salgını insanlığı kırıp bitirmişti. İnsanlar evlerinden istedikleri saatte çıkamıyor, arkadaşlarıyla buluşamıyor, şehir dışında kalan ailesini göremiyorlardı. Tüm etkileşim ve iletişim internet aracılığıyla yapılıyor, yüz yüze etkinlikler kısıtlanıyordu. Zoom, Instagram ve Tiktok gibi platformlar altın çağlarını yaşıyorlardı resmen. İnsanlar kitap okumaktan, spor yapmaktan sıkılmış bir şekilde evde bütün gün sezon sezon dizi veya sosyal medyada kısa kısa videolar izleyerek günlerini öldürüyorlardı. İnsanların ilgisini almak için sosyal medya platformlarında akımlar oluşturuluyor. Birkaç hafta popüler kalan bu akımlarla insan beyinleri uyuşturuluyordu. Bu akımlardan iki türünü örnek olarak verecek olursak, birincisi belirli bir şarkının seçilip ona uygun dans hareketlerinin yapılması; ikincisi ise ‘ilk doğduğunda ve şimdiki hali’ gibi belirli bir başlık hakkında bebeklerinin/evcil hayvanlarının videolarını paylaşılmasıydı. Sanki her şey güzelce ilerliyormuş gibi lanse ediliyordu insan beyinlerine, oysaki hiçbir şeyin ilerlediği yoktu.

Öteki dünyaya bileti korona virüs ya da diğer ölümcül sebepler tarafından henüz kesilmemiş bu insanlar böyle bir dünyada yaşamaya devam ettikleri için şanslı mı yoksa şanssız mı olarak nitelendirilebilir bilinmezdi. Çünkü reddedilen veya görmezden gelinen şöyle bir gerçek vardı ki bedensel sağlıkları yerinde olsa da ruh sağlıklarında açılan çatlak gün ve gün yayılıp ilerliyordu.

İlk defa bisiklet aldığım günde Tolga ile birlikte illaki olması gerek diye direttiği birkaç aksesuarı almak için bir alışveriş merkezine gitmiştik. Burada bisikletle yürümenin tuhaflığını bile hissedememiştik. Çünkü bize o tuhaf bakışları bahşedecek(!) insan yoktu. Hatta İstanbul’un en ücra köşesindeki alışveriş merkezinde bile görülmeyecek bir sayıda, çok az insan ile denk gelmiştik. Onlar da umursamadan yanımızdan geçip gitmişlerdi zaten. Biz de alışveriş merkezinin boş olmasından faydalanarak bisiklet sürdük, bisikletin zilini kullandık, yüksek kahkahalar attık.

Macera Yollarda diye bir sayfa oluşturmanın çıkış nedenlerinden birinin o gün olduğunu düşünüyorum. Evet biz bir maceraya baş koyduk: yollarda geçecek bir macera… Bir günde alınmış ani bir karar olduğu söylenemez pekala. Bir süreç içinde evrildi ve kendi ismini buldu. Alakasız başka bir nedenle ve bambaşka bir isimle açılmış instagram sayfası ile ilk takipçilerimize ulaşmıştık. Bu instagram hesabı sayesinde diğer insanları gördük: yolda olanları, manzaralar paylaşanları, yaşadıkları aksaklıkları gösterenleri, deneyimlerini aktaranları, hayal etmeye teşvik etmek için kendi hayalleri peşinde gidenleri..

Biz de fark ettik ki biraz olsun hayattaki yerimizi öğrenebilmek, keşfetmek, insanlığa ne katabiliriz bulabilmek için farklı bir şeyler yapmak istiyoruz. Yeni insanlarla arkadaş olmak için samimiyetsizce çabalamak değil, tesadüf eseri samimi ilişkiler kurabilmek; bencil açlığımızı değil, ruhumuzu doyurmak; fotoğraf ve videolarla yüzeysel talebi karşılamak değil, yazılarla serüvenlerimize bir derinlik katabilmek istiyoruz. Maceralara korkusuzca atılmak istiyoruz. Umarım sık sık maceralarımızdan kesitler paylaşabilir, bu siteyi zengin bir bilgi sayfasına çevirebiliriz.

Herkesin kendi macerasında kendini bulabilmesi dileğiyle şimdilik esenle kalın, her gün umutla dolun.

EE & TY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.